| | Üretsiz Blog oluştur

Hazreti Muhammed (S.A.S)

İslam Peygamberi, Hz. Muhammed (sav) hakkında hazırlanmış bir site. Bu konuda hakkında yazılar, şiirler, menkıbe ve kitaplar.

Besmele

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

"Bilcümle semâvi kitâbların anahtarı "Rahman, rahîm Allah adı ile"dir; yani besmeledir." (1)

"Meşrû işlerin hangisi olursa olsun besmele-i şerîfe ile başlanmazsa hayrına ve tamamına nâil olunamaz, bereketsiz kalır." (2)
"Bir vartaya düşdüğün vakit:


  


 

"Rahman, rahîm Allah adıyla. Çok yüce ve çok büyük Allah'a sarılmaktan, O'ndan yardım dilemekten başka çâre yoktur!" demeğe devam et. Zîrâ Cenâb-ı Allah bunların hürmetine belâ ve musîbetlerin nicelerini def eder." (3)

"Cehennemin başlıca me'murları olan ondokuz zebânînin azabından necât bulmak isteyen kimse Besmele'ye devam etsin." (4) Zirâ besmele ondokuz harftir.

"Sizden biriniz evine girmek istediği zaman şeytan onu ta'kîb eder. O kimse evine girdiği zaman besmele ile girerse şeytan der ki: Bu evde bana girecek yer yok." (5)

"Her günün sabahında ve her gecenin akşamında:

"Allah'ın adiyle ki, O'nun adı sâyesinde ne semâda, ne yeryüzünde, hiç bir şey zarar veremez. O her şeyi işiden, her şeyi hakkıyle bilendir" diyen ve bunu üç defa tekrarlayan kimseye hiç bir şey zarar veremez' (6)

"Allah'ın adı anılmadan yenilen her yemek ancak hastalıktır, onda bereket yoktur. Bunun keffâreti, eğer sofra ortada ise Bismillah diyerek devam etmekdir. Eğer sofrayı kaldırdı isen yine Bismillah deyip parmaklarını yalamandır." (7)


(1) Râmûzû'l-ehâdîs, 241.
(2) Ebû Dâvûd, Edeb, 18.
(3) Râmûzû'l-ehâdîs, 66.
(4) el-Câmiu's-Sağîr.
(5) Müslim'den el-Ezkâr, 26.
(6) Ebû Dâvûd, Edeb, 101; İbn Mâce, Dua, II; ibn Hanbel, Müsned, 1/62, 66, 72.
(7) bk. en-Nevevî, el-Ezkâr, 205 vd.
http://sohbethane.com.tr

Tevbe ve İstiğfar

Hâris bin Süveyd diyor ki:
Abdullah ibn Mes'ud -radıyallahu anh- bize biri Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-den, diğeri de kendisinden olmak üzere iki hadîs tahdîs etti. Nebiyy-i Ekrem'den olan hadîs-i şerîfi şöyle rivâyet etti:

"Mü'min günâhlarını bir dağ altında oturup da üzerine dağın hemen çöküvereceğinden korkan bir kimse gibi görür. Fâcir ise günâhlarını burnunun üzerine konup uçmuş bir sinek gibi görür."

Râvi diyor ki, Ebû Şihâb eliyle burnunun üzerini göstererek bu hadîs-i şerîfi rivayet etti.

Sonra Abdullah ibn Mes'ud diyor ki:

Muhakkak Allah Teâlâ Hazretleri kulunun tevbe-sinden şöyle bir kimsenin sevincinden daha fazla sevinir ki, bu kimse uzun bir yolculuk esnasında tehlikeli bir yerde konaklar. Üzerine bütün yiyeceğini içeceğini yüklediği bineği de yanındadır. Başını yere koymasıyla şöyle bir uykuya dalar. Uyandığında bineğini kaybolup gitmiş olarak görür. Üzerine sıcak basmış, susuzluğu son haddine varmış, yahud Allah dilediği kadar sıcağı ve onun susuzluğunu artırmış. Sonra o kimse devesini aramak için etrafa çıkmış, aramış, bulamamış, o dereceye gelmiş ki hararetten ve susuzluktan tâkati kesilmiş, ümîdi tükenmiş, böyle bir halde tekrar eski yerine dönerek uyuyakalmış. Sonra uyandığında biraz evvel kaybolan devesini başı ucunda bulur. "İşte bu adam ne derece ferahlanır ise Cenâb-ı Hakk -celle ve âlâ- Hazretleri de bir kulunun tevbesinden dolayı o devesini kaybedip de başı ucunda bulan adamdan ziyâde ferahlanır. Yani râzı olur. Tevbe edenin tevbesini kabul edip onu yüksek derecelere nâil eyler, demektir." (1)

Ebû Bekri's-Sıddîk -radıyallahu teâlâ anh-Hazretleri:

"-Yâ Resûlellah, namazın âhirinde okumak üzere bana bir duâ ta'lîm buyur, dedikte Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:

"Şöyle duâ et:

Yâ Rabb, muhakkak ki ben kendime çok zulmettim; yani çok günâh işledim. Günahları ise ancak sen afv ü mağfiret edersin. Hakkıyle gafûr ve rahîm ancak sensin. Beni kendi indinden bir fazl u keremle afv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla merhâmet eyle. Yani benim istihkakım olmayarak mahza fazl u kereminle cehennemden halâs edip cennet ve cemâline kavuştur." (2)

"Gıybetin keffâreti, gıybet etdiğin kimse için istiğfâr etmekliğindir." (3)

"Yeryüzündekilerde) herhangi bir kimse,

derse hatalarına keffaret olur. Bu hataları deniz köpükleri kadar da olsa." (4)

"Duanın hayırlısı istiğfâr, ibâdetin hayırlısı da" kelime-i tevhîddir." (5)

"Ya Ali, sana bir duâ öğreteyim mi ki zerreler adedince günâhın olsa sen de beraber olmak üzere mağfiret olunur. Şöyle söyedi:

"İstiğfâr, mü'minin sahife-i a'mâlinde nûr gibi parlar." (7)

"Günâhdan tevbe eden kimse günâh işlememiş gibi olur. Fakat bir taraftan istiğfar, diğer tarafdan günâhda ısrar eden ise -el-iyâzü billah- Cenâb-ı Hakk ile istihzâ eden kimse gibi olur."

"Bir kimse kalbi ve kalıbı ile istiğfâra devam ederse Cenâb-ı Hakk o kimsenin gamlarını ferâha ve sıkıntılarını genişliğe tebdîl ederek hiç ummadığı bir taraftan onu rızıklandırır. (8)

"Tevbe ve istiğfâr ile büyük günâhlar afv olunduğu gibi mükerreren irtikâb edilen küçük günâhlar da, büyük günâhlar arasına dâhil olur." (9)

"Kalbinde nedâmet olmadığı halde yalnız lisânen edilen istiğfar, yalancılar tevbesidir." (10)

"Cenâb-ı Hakk'a tevbe ediniz. Muhakkak ki ben günde yüz defa Cenâb-ı Allah'a tevbe ederim. (11)

"Ne mutlu o kimseye ki defter-i a'mâlinde çokça istiğfar bulur."

"Ey insanlar! Ölmeden evvel Allah'a tevbe ediniz." (12)


(1) Buhârî, Deavât, 4
(2) Buhârî, Ezân, 149, Deavât, 16;
(3) Ramûzû'l-ehâdis, 339.
(4) Keşfû'l-hafâ, 2/11, (Haraitî ve Beyhakî'den)
(5) a.e. 281
(6) a.e
(7) Râmûzû'l-ehâdis.
(8) İbn Mâce, Zühd. 30.
(9) Keşfü'l-hafâ, 2/364 (Ebûş-Şeyh ve Deylemî'den) .
(10) Râmûzû'l-ehâdis.
(11) Ebû Dâvud, Vitr, 26; İbn Hanbel, Müsned, 2/450.
(12) İbn Mâce, İkame, 78.
http://sohbethane.com.tr

Peygamberimizin Duâlarından Örnekler

Peygamberimizin Duâlarından Örnekler


Abdullah bin Abbas -radıyallahu anhüma-dan ri­vâyete göre Peygamber Efendimiz'in duâlarından bi­ri şu duâ idi:

"Yâ Rabb! Kalbimi nurlandır, gözümü nurlandır, ku­lağımı nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, üs­tümü nurlandır, altımı nurlandır, önümü nurlandır, arkamı nurlandır ve beni nûr eyle (bir başka rivayette) benim damarlarımı nurlandır, etimi nurlandır, kanımı nurlandır, saçımı nurlandır, yüzümü nurlandır.” (1)

Mugîre bin Şu'be'den rivayet olunduğuna göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-in dualarından biri de şu idi:

"Başka bir ilâh yok, ancak Allah var. O’nun şerîki yoktur. Mülk O'nundur, hamd de O'nundur. O her şe­ye kaadirdir. Allah'ım, Senin verdiğine engel olacak da yoktur, vermediğini verecek de yoktur. Ve servet sahi­bi olanlara servetleri sana karşı bir menfaat veremez. Ya­ni servetine güvenerek sana âsî olanları o servetleri kurtaramaz." (2)

Abdullah bin Abbas -radıyallahu anhüma-dan ri­vâyete göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-e bazı kimseler gelip:

-İnsanlar; yâni Ebû Süfyân ve arkadaşları sizin­le muharebe etmek için adam ve silâh toplamışlar, hazırlık yapmışlar. Onlara mukabele edecek dere­cede kudretiniz yoktur. Onlardan sakınınız diye kor­kutmak istediklerinde, bu söz mü'minlerin yakîn îmânlarını ve cesaretlerini artırıp, Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de:

"Allah bize kâfidir, o ne güzel vekîldir!" buyurdu. Mü'minler de böyle söylediler." (3)

Enes bin Mâlik -radıyallahu anh-dan rivâyete gö­re: Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in çok kere duâsı:

"Ey Rabbimiz, bize dünyâda da iyilik, güzellik ver, âhirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azâbından koru," meâlindeki duâ idi. (4)

Ebû Musâ el-Eş'ârîden rivâyete göre Resûl-i Ek­rem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle duâ ederlerdi:

"Yâ Rabb, benim hatâlarımı, bilmeden yapdıklarımı, işimde aşırı gitmemi, ve Senin benden çok iyi bildiğin hallerimi mağfiret eyle. Allah'ım, benim latifeleşmelerimi, ciddiyet hallerimi, hatâen ve kasden yaptıklarımı ve bende olan her şeyimi mağfiret eyle!” (5)

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır;

"Her kim günde yüz kere:

derse o kimse için on köle azâd etmiş sevabı ve­rilir, yüz hasene yazılır, yüz günâhı silinir, o gün akşam oluncaya kadar bu ona şeytana karşı si­per olur. Hiç bir kimse ecir bakımından onu geçemez, ancak bunu ondan fazla söyleyen kimse müstesnâ.” (6)

"Ey, Rabbim! Gayb ilminle ve halk üzerine kudretinle, hayatı benim için hayırlı gördükçe beni yaşat, ölü­mü benim için hayırlı gördüğün zaman da beni vefât ettir. Ey Rabbim! Gizlide ve açıkda senden haşyetini istiyorum. Rızâ hâlinde de, gadab hâlinde de ihlâs sözünden ayırmamanı istiyorum, fakirlikte de zenginlikte de i'tidâlden ayırmamanı istiyorum. Senden tükenmez bir ni'met, kesilmez bir göz ferahlığı (yüzde açıkça görülen neş'e ve huzûr) istiyorum. Senden beni kazâna râzı kılmanı, ölümden sonra yaşamanın serinliğini istiyorum. Senden yüzüne bakmanın lezzetini; sana kavuşmanın şevkini istiyorum. Bütün bunları zarar vericinin zararından, sapdırıcı bir fitneden uzak olarak vermeni istiyorum. Ey Rabbim! Bizi îmân zîynetiyle süsle, bizi doğru yolda olan hidâyet rehberleri kıl.” (7)

"Ey Ebû Bekr'in kızı! Sana diğer duâları da için­de toplayan duâları söyleyeyim mi? Şöyle duâ et:

"Ey Rabbim! Senden bildiğim ve bilmediğim hayrın hem çabuk, hem geç olanını istiyorum. Ey Rabbim Re­sûlünün senden istediğini istiyorum, Resûlünün sana sı­ğındığı şeyden ben de sana sığınıyorum. Allah'ım benim için kaza ettiğin şeyin âkibetini doğru yola ulaştır.” (8)

"Sana bir kısım sözler öğreteyim mi ki, Allah Teâlâ kimin hayrını murâd ederse onları ona öğ­retir, sonra ebediyyen unutturmaz. De ki:

"Ey Rabbim! Ben zayıfım, rızân yolunda benim zaa­fımı kuvvetlendir. Beni nâsiyemden tutup hayra sevk et. İslâm'ı rızâmın en son noktası kıl. Ey Rabbim, ben zayıfım, beni kuvvetlendir. Ben zelîlim beni azîz kıl. Ben sana muhtacım, beni rızıklandır.” (9)

"Ey Rabbim! Acizlikten, tenbellikten, korkaklıktan cimrilikten, eli kolu dökülür derecede takatsızlıktan kasvetten, gafletten, zilletten, azlıktan, meskenetten sana sığınırım. Fakirlikten, küfürden, fısktan, şekavetten, nifaktan, yapdığını insanların duyması ve medh etmeleri için yapmaktan, riyâdan, sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzzamdan, abraslıktan ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.” (10)

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- duâasında: "Ey Rabbim! Beni, iyilik ettiği zaman sevinen, kötülük ettiği zaman istiğfar edenlerden kıl.” (11)

Ekseri duâları:

"Ey kalbleri çekip çeviren Rabbim! Kalbimi dînin üzere sâbit kıl." İdi.. (12)



(1) Buhârî, Deavât, 9; Müslim, Müsâfirîn, 181;
(2) Buhârî, Ezân, 155, Deavât, 18; Müslim, Salât,193; Tirmizî, Salât, 108; Muvattâ', Kader, 8; İbn Hanbel, Müsned,3/87.
(3) Buhârî.
(4) Bakara Sûresi, 201.
(5)Buhârî, Deavât, 60; Müslim, 70.
(6) Buhârî, Ezân, 155; Tecrîd-i Sarîh Terc. 2/910-915.
(7) el-Camiu's Sağir.
(8) İbn Mâce, Duâ, 4.
(9) Râmüzü'l-ehâdis.
(10) Benzeri hadisler Buhârî, Deavât, 39, vd.
(11) Camiu's-Sağir.
(12) Tirmizî, Deavât, 85.
http://sohbethane.com.tr

Hadislerde Duâ

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

"Büyük zorluklara dûçar olduğunuz zaman "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir" zikr-i ce-mîlîne devam ediniz." (1)

"Cenâb-ı Hak, duada fazla ısrar edenleri sever." (2)

"Eğer bir kul, Cenâb-ı Hakk'a bir hususda duâ eder de icâbet olunmazsa onun yerine bir hasene, yani bir sevâb yazılır." (3)

"Bir babanın oğlu için duâsı, bir peygamberin ümmeti hakkındaki duâsı gibi makbuldür." (4)

"İyilik görenlerin iyilik gördükleri kimseler hakkında ettikleri hayır duâları reddolunmaz." (5)

"Ezân ile ikâmet arasında yapılan duâ müs-tecâbdır. Bu arada hemen duâ ediniz."(6)

"Kaderden sakınmak kaderi def etmez. Lâkin sâlihlerin duâsı, nüzûl etmiş ve edecek olan elem ve musîbeti def etmeğe ve kaldırmağa medâr olur. İş böyle olunca ey Allah'ın kulları, duâ ediniz." (7)

"Kur'ân-ı Azîmü'ş-şan her ne vakit hatmolu-nursa akabinde yapılan bir duâ müstecâbdır." (8)

"Bir kimsenin sevdiği bir kimse aleyhinde olan duâsının kabul olunmamasını Cenâb-ı Hakk'tan istirhâm eyledim." (9)

"Bir farz namazını huşû' ile edâ eden kimsenin o namazın akabinde vakı' olacak bir duâsı müstecâb olur." (10)

"Mazlumun bedduâsından sakınınız. Zîra bir kıvılcım sür'atiyle semâya icabete yükselir."

Fâcir de olsa mazlûmun duâsı makbûldür." (11)

"Cenâb-ı Allah buyurmuşdur ki: "Kim bana duâ etmezse ona gadab ederim." (12) Zîrâ bu hal ya gafletten, yahut kibirden ileri gelir

"Müslüman kardeşinin ayıp ve çıplak yerlerini setrederek onu dünyâda rüsvay etmeyen kimsenin ayıplarını Cenâb-ı Hakk kıyâmet gününde setreder." (13)

"Bir yerde yangın vuku' bulduğunu gördüğünüz zaman ''Allahü Ekber' diyerek tekrar tekrar tekbîr alınız. Zîra tekbir yangını söndürür." (14)

"Dünyânın geniş vakitlerinde, yani sıhhat ve servet ve asâyiş ve emniyet gibi esbâb-ı istirahat mükemmel olduğu bir zamanda Cenâb-ı Hakk'a ibâdet ve tâat ile kendini takdîm et ki muzâyakalı sıkıntılı bir zamanda seni lutf ile yâd edip gözetsin."(15)

"Ana ve babaya iyilik ömrü artırır. Yalan söylemek rızkı noksanlaştırır, duâ kazaya siper olur." (16)

"Kendisine iltica ile bir ricada bulunan kimsenin ricasını kesip atanın duâ ve ricasını da Allah kesip atar." (17)

"Bir mü'mine yapılan zillet ve hakareti görüp de men'ine muktedir olduğu halde muâvenette bulunmayanları Cenab-ı Hak mahşerde zelîl eder." (18)

"Her kim duâlarının kabûlünü, gam ve üzüntülerinin def olup kaldırılmasını arzu ederse sıkıntıda bulunanların imdâdına yetişsin." (19)

"İşlerde istihâre edenler, yani Allah'dan hayır dileyerek rızâsına muvafık hareket edenler zarar etmezler. İstişâre edenler de işin sonunda pişman olmazlar. İdâr-i maîşetinde isrâf etmeyip i'tidâl yolunu iltizâm edenler de fakr u zarurete düşmezler." (20)

"Bir işe başlamak istediğin zaman âkıbetini iyice tefekkür edip hayr u sevâbı mûcib ise devam et, şerr ü ıkâbı mûcib ise ictinâb et!" (21)

"Hikmet on parçadır. Dokuzu uzlette, diğer biri de sükûttadır. Yâni mâlâyâniden, kendisini ilgilendirmeyen ve lüzumsuz bulunan şeylerden hıfzeylemektedir." (22)


 

"Akâid-i fâside ve bid'at sâhiplerinin amellerini, ibâdetlerini Cenâb-ı Allah kabul etmek istemez." (23) Eğer tevbe edip ehl-i sünnet ve'l-cemâat i'tikadına rûcû' ederlerse kabûl eder. Ebû Hüreyre radıyallahu anh der ki: Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

"Her bir peygambere etmesi için bir duâ verilmiştir. Ben ise ümmetime şefâat olmak üzere duâmı âhirete bırakmak istiyorum." (24)

Enes bin Mâlik'den gelen rivayette ise Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

"Her bir nebî Allah'dan bir dilekte bulundu. Yahud, her bir peygamberin Allah'a edeceği bir duâsı vardı. Her biri duâsını yaptı ve kabul olundu. Ben ise duâmı kıyâmet gününde ümmetim için şefâat kıldım." buyurmuşlardır.

Enbiyây-ı izâmın her duâsının müstecâb olması kuvvetle umulur ise de, kat'î olmayıp yalnız bir duâlarının kesin olarak kabûl edileceği kendilerine bil-dirilmişdir. O duâ, her bir nebîye Allah tarafından husûsî olarak verilen duâdır.

Ezcümle Hazret-i Âdem -aleyhisselâm bu müstecâb duâsını tevbesinin kabûl olması için; Hazret-i Nuh aleyhisselâm- kavmininin helâki ve berâberindeki mü'minlerin kurtulması için, Hazret-i İbrahim-aleyhisselâm- -i Mükerreme ve Beytullah için, Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm- Fir'avn'ın helâki için, Hazret-i îsâ -aleyhisselâm- gökten bir mâide, sofra indirilmesi için etmişler ve müstecâb olmuşdur.

Hazret-i Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz ise, bu kesinlikle kabul olunacağı Allah tarafından te'min olunan duâsını, ümmetine şefâat için âhirete bırakmıştır. Ne mutlu O'nun sünnetine sımsıkı sarılan mü'minlere.



(1) Ebû Dâvud, Vitr, 25; Tirmizî Kıyâme, 8; İbn Hanbel, Müsned, I/336.
(2) Kenzû'l-irfân 57 (Camiu's-sağîr'den)
(3) a.e. göst. yer.
(4) Keşfü'l-hafâ, 1/495 (Deylemî'den)
(5) Tirmizî, Birr, 5.
(6) Tirmizî, Salat, 44, Deavât, 128; Ebû Dâvud, Salât, 35.
(7) Tirmizî Deavât, 101; İbn Hanbel, Müsned, 5/224.
(8) Kenzü'l-irfan, 59 (Camiu's-sağîr'den) Dârimî, Fezailü'l-Kur'ân. 33.
(9) a.e. göst. yer. Keşfü'l-hafâ, 1/404 (Dârekutnî'den)
(10) Buhârî, Cihâd, 180; Müslim, îman, 39; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Tirmizî, Zekât, 6; İbn Mâce, Zekât, 6;Dârimî, Zekât 1; Muvatta, Da'vetü'l-mazlûm, 1; İbn Hanbel, Müsned, 1/333.
(11) Keşfü'lhafâ, 1/405 İbn Hanbel, Müsned'den
(12) İbn Mâce, Duâ, 1; İbn Hanbel, 3/477
(13) Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58; Ebû Dâvud, Edeb, 28; Tirmizî, Birr; 19; İbn Mace, Mukaddime, 17; İbn Hanbel, Müsned, 3/91, 252.
(14) Keşfü'l-hafâ, 1/89.
(15) İbn Hanbel, Müsned, 1/307; Tirmizî, Deavât, 9.
(16) Buhârî, Mevâkîtü-salât, 5; Müslim, İmân, 137; Ebû Dâvud, Edeb, 130; Tirmizî, Salât, 13; Neseî, Mevâkît, 51; İbn Mâce, Edeb, l.
(17) Keşfü'l-hafâ, 2/272 (Ahmed b. Hanbel, Müsned'den)
(18) İbn Hanbel, Müsned, 3/487.
(19) Müslim, Müsakat, 32; İbn Hanbel, Müsned, 3/32.
(20) Keşfü'l-hafâ, 2/185 (Taberânî'den)
(21) Kenzü'l-irfan.
(22) Keşfü'l-hafâ, 1/363 (İbn Adiyy'den)
(23) İbn Mâce, Mukaddime, 7.
(24) Müslîm, îman, 334, 335 vd. Buhârî, Deavat, I; Tirmizî, Deavât, 130; İbn Mâce, Zühd, 37; Dârimî, Rikak, 85; Muvatta", Kur'ân, 26.

http://sohbethane.com.tr

Kur'ân'da Duâ

Hak Teâlâ Hazretleri buyuruyor:

"Ey Resûl-i Ekremim! Benim kullarım "Rabbi-miz uzakta mıdır, yakında mıdır?" diyerek sana beni sordukları zaman sen onlara cevap ver ki: Ben onlara pek yakınımdır. Bana duâ eden kulumun duasını kabul ederim. Duâ ettiğinde benden duâlarının kabulünü istesinler. Ve bana îman etsinler. Umulur ki onlar îmanları ve duâları sebebiyle doğru yola vâsıl olurlar ve irşâd olunurlar. "(Bakara Sûresi, 186)

Fahr-i Râzî, Kâzı Beyzâyi ve Hâzin'in beyânlarına göre ashâb-ı kiramdan bazı kimselerin: "Ya Re-sûlallah! Rabbimiz bize yakîn ise hafif sesle yahud gizlice duâ edelim. Eğer uzak ise yüksek sesle duâ edelim" demeleri üzerine bu âyet-i celîlenin nâzil olduğu mervîdir.

Başka bir rivâyette ise yahûdilerin: "Yâ Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-! Sen yer ile gök arasını pek uzak haber veriyorsun. Rabbimiz duâmızı nasıl işidir?" demeleri üzerine nâzil olduğu mervîdir. Bu sebeb-i nûzullere göre âyetin ma'nası şöyle olur:

"Ey Resûlüm! Benim kullarım sana benim evsâfımdan suâl edip Rabbimizin lutfu bize yakın mı? Duâmızı gizlice kendi içimizde mi yapalım? Yoksa uzakta mı? Duamızı yüksek sadâ ile yapalım? dediklerinde: "Sen onlara Benim tarafımdan cevâb ver. Ben onların gizli duâlarını işitirim. Zira Benim ilmim onlara pek yakındır. Binâenaleyh onların işlerini bilip sözlerini işiterek hallerine muttali' olduğumdan duâ eden kimsenin duâsı ihlâs üzere olursa icâbet ederim. Şu hâlde onlar benden icâbet talep etsinler. Ben de onlara icâbet ederim. Senin vâsıtan ile onları îmana davet etdiğimde derhal îman etsinler. Zîra ben onların duâlarına icabet edince onların da benim da'-vetime icabet ve emrime itaat etmeleri vâcibdir ve onlar davetime icabetle doğru yolu muhakkak bulurlar."

 

http://sohbethane.com.tr

Duâ Âdâbı

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:

"Sakın sizden biriniz duâ ederken "Yâ Rabb, dilersen beni mağfiret eyle, dilersen bana merhamet eyle" demesin. İstediğini sağlamca ve kat'ıyyetle istesin. Çünkü Allah'ı şu veya bu işe zorlayabilecek hiçbir kudret yoktur." (1)

Yine Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-'dan rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:

"Sizden herhangi biriniz" duâ ettim de kabul olunmadı" diyerek acele etmedikçe duâsı kabul olunur." (2)

Duâ eden duâsında ısrar etmeli, devam etmelidir. Her halde er veya geç müstecâb olur.

Bir de dünyâda müstecâb olmasa bile kul bunu yine kendi lehine bilip Allah'dan ümidini kesmemelidir. Duâ büyük bir ibâdet olduğu için âhırette de bir ecir ve sevâbı olur.

Duânın âdabı pek çokdur. Bu cümleden olarak:

1- Evvelâ abdestli bulunmak,
2- Bir namazdan sonra yapılmak,
3- Tevbe ve istiğfârını ve kemâl-i ihlâsını arzeylemek,
4- Kıbleye yönelmek,
5- Duâdan evvel Allah'a çokça hamd ü senâ etmek,
6- Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri'ne çokça salât ve selâm eylemek,
7- Duânın nihâyetini âmin ile bitirmek,
8- Duâda yalnız kendisini düşünmeyip bütün sâlihleri ve bütün mü'minleri duâya müşterek kılmak,
9- Bir hâcetini isterken ellerini semâya kaldırıp avuçlarını açarak duâ etmek,
10- Kıtlık; umumî sıkıntı ve felâketlerin def'i için ise ellerinin dışını semâya çevirerek duâ etmek ve Allah'a sığınmak,

11- Celb-i menfaat için yapılan duâların nihâyetinde ellerinin avuçlarını yüzüne mesh eylemek, def'-i mazarrat için yapılan duâlarda mesh edilmez.
12- Duânın asıl anahtarı ise helâl lokma yemektir.

Ebû Musa el-Eş'arî -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri Hayber gazâsı'na giderken maiyyetinde bulunan ashab-ı kiram bir vâdiye vardıkta yüksek sesle tekbîr ve tehlîl ederek bağıra bağıra zikrullah etmeğe başladılar. Resûlullah -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- Hazretleri:

"-Kendinize rıfk u merhamet ediniz. Zîra siz ne sağıra, ne de gâibe duâ ediyorsunuz. Ancak her şeyi hakkıyle işiten ve size sizden yakîn olan Allah'a duâ ediyorsunuz. Ve Allahü Teâlâ Hazretleri siz nerede olursanız berâberinizdedir" buyurdu.

Yani; öyle kendinize bu derece bağırmakla zahmet vermenize hâcet yoktur. Cenâb-ı Hakk'a nisbetle hafî ve cehrî yapılan zikir müsâvidir.

Ebû Mûsâ diyor ki: O esnâda ben, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretlerinin hayvanının arkasında Zât-ı risâletpenâhîleriyle birlikte beraberdim.

Ve lisânımla

diyordum.

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-Hazretleri bana hitâben:

- Ey Abdullah bin Kays' buyurdu. Ben de icâbetle:
- Lebbeyk yâ Resûllallah, dedim. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri bana hitâben:

- Ben sana cennet-i a'lânın hazînelerinden bir hazîneye delâlet edeyim mi? buyurunca ben hemen:
- Babam ve anam sana fedâ olsun yâ resûlallah! Evet irşâd ediniz, dedim.
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri:

"Ma'sıyetten sakınmak ve tâat ve ibâdetlerde kuvvet ve kudret ancak Allah Teâlâ Hazretlerinin tevfık-i Rab-bâniyyesi ve irâde-i Sübhâniyyesiyledir." (3)
buyurdu.

Yâni cümle âlemin müdebbir-i hakîkisi ve mutasarrıfı, hepsinin hâlikı olan Allah sübhanehu ve teâlâ-Hazretleridir, demektir.

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz'e ve ehl-i Beyt'ine salât ve selâm da duânın en mühim âdabındandır.

Hadîs-i şerifte:

"Yapılan bir duâda, Muhammed -aleyhi's-salâtü ve's-selâm- ve ehl-i Beytine salât ve selâm edilmedikçe o duâ, makam-ı icâbete vâsıl olamaz."(4) buyurulmuştur.

Duâ eden kimse, duânın başında, ortasında ve sonunda Peygamber Efendimize salât ve selâmı tekrar etmeli. Hulûs-i kalb, nezâfet, tahâret, istikbâl-i kıble, izhâr-ı tezellül, tazarru, enbiyâ ve evliyâ ile tevessül, günahkâr ve mücrim olduğunu ikrar ile tevbe ve istiğfar edip haram lokmadan ictinâb etmelidir. Bu sûretle yapılacak hayır duâların kabûlü hakkında şübhe etmemelidir.

Şunu da ilâve edelim ki:
Nâsın bâzısı her ne kadar Cenâbı-Hakk'ın kazâ ve kaderine rızâ gösterip sükût eylemeyi duâya tercîh etmişlerse de, muhakkik âlimlerin ekserisi, dünyâ ve âhiret işlerinin esbâbından müretteb olduğunu, müstecâb duâlar ise sebeblerden berî bulunduğunu beyân ile, duâyı terketmek, kazâya rızâ göstermek fikriyle bir şey yememek, şiddetli kışda elbise giymemek, hasta olunduğunda ilâç, muharebede silâh kullanmamak gibi bir takım meşru' olmayan hareketleri irtikâb etmek gibidir, demişlerdir.

Husûsiyle duâ izhâr-ı ihtiyâç, Cenâb-ı Hakk'a ilticâ olduğundan müstakıllen bir ibâdet makamına kaaim olacağından şu halde lisânen duâ eylemek ve kalben tazarruda bulunmak gerekmektedir.


(1) Buhârî, Deavât,, 21.
(2)Tirmizî,Deavât, 12.
(3) Buhârî, Megazî, 38.
(4) Buhârî, Megazî, 38.

http://sohbethane.com.tr

VECİBELER

- Hasan el-Bennâ

   Allahın kitabından bir cüzden az olmayan günlük bir virdin olsun. Kuranı bir aydan fazla ve üçgünden az olmayacak bir sürede hatmetmeye çalış.
   
Kuran okumayı, onu dinlemeyi ve manalarını düşünmeyi güzelce yap.
   
Siyer kitablarını ve selefi salihin tarihini vaktin elverdiği ölçüde oku. Bu hususta en azından Hummat-ul İslam kitabını oku. Peygamberimizin hadislerinden çok çok oku ve en az kırk hadis ezberle. Bunşar da Nevevinin kırk hadisi olsun. Akaid esasları ve fıkıh teferruatlarıyla ilgili bir risale oku.
   
Genel sağlık kontrolünden hemen geç. Herhangi bir hastalığın varsa ilacını al. Kuvvete ve bedeni korumaya sebeb olan hususlara önem ver ve sağlığın bozulmasına sebeb olan şeylerden kaçın.
   
Kahve, çay, vb... uyarıcı meşrubatı çok içmekten uzaklaş, zaruret olmadıkça bunları içme. Sigara içmekten kesinlikle sakın.
   
Her hususta temizliğe önem ver. Evinde, elbiselerinde, vücudunda, iş yerinde... Çünkü bu din, temizlik üzerine kurulmuştur.
   
Doğru sözlü ol.asla yalan söyleme.Peygamberimiz şöyle der:Doğruluk iyiliğe götürür.Kişi doğru söylemeye devam eder.Allah katında sıddık olarak yazılıncaya kadar.Yalan da kötülüğe götürür.Kişi yalan söylemeye devam eder.Allah indinde yalancı olarak yazılıncaya kadar.
   
Ahdine,sözüne ve vadine vefa göster.Şart ne olursa olsun bunlara muhalefet etme.
Cesaret ve büyük bir dayanma gücüne sahib ol. Cesaretin en faziletli olanı da hakkı haykırmak, sır saklamak, hatasını itiraf etmek, insanların hakkını vermekte insaflı olmak ve hiddet anında nefsine hakim olmaktır.
   
Devamlı vakarlı ol ve ciddiyeti tercih et. Vakar seni, doğru şakadan ve tebessümden de alıkoymasın.
   
Çok Hayalı ve ince şuurlu ol, iyilik ve kötülüklerden çok etkilen. Birincisine sevin ikincisine üzül. Zillet, yaltaklanma yağcılık derecesine varmadan mutevazi ol. Devamlı mertebenden azını iste ki ona ulaşasın.
   
Adaletli ve bütün durumlarda doğru hükümlü ol. Kızgınlık sana iyilikleri unutturmasın, Rıza gözünü kötülüklerden kapama. Düşmanlık seni iyilikleri unutmaya sevketmasin.Nefsinin ya da insanlardan en yakının aleyhinde ve acı da olsa söyle.
   
Çok faal ol, umumu ait hizmetlerde yetişkin ol. Başkalarına bir iş sunabildiğin zaman mutluluk ve sevinç hisset. Hastalara başvur, muhtaşlara yardım et, zayıfları koru, felaketzedelerin güzel söz de olsa acılarına ortak ol... Devamlı hayır işlere koş...
   
Kalben merhametli, mert ve musamahakar ol. Affet, yumuşak ve halim ol... Hem insanlara , hem hayvanlara yumuşak davran, bütün insanlarla muamele ve gidşatın güzel olsun. İslamın içtimai adabını muhafaza et. Küçüklere merhametli büyüklere saygılı ol. Meclislerde başkasına yer ver. Tecessüs yapma, bağırıp çağırma. giriş ve ayrılışta izin iste...
   
Okuma ve yazmanı sağlamlaştır. Müslüman kardeşlerin risale, gazete ve dergilerini çokça mütalaa et. Küçük de olsa kendine ait bir kütüphanen olsun... İhtisas sahibi isen branşın da derinleş. Genel meseleleri (islami) öylesine değinmelisin ki onları tasavvur edebilecek ve islami düşünceye mutabık hüküm verebilecek imkanı sana versin...
   
Ne kadar zengin olursan ol, ekonomik bir işle uğraş. Sönük de olsa serbest bir meslek edin. İlmi mevhibelerin ne kadar olursa olsun birişle uğraş.
   
Hükümet vazifelerine düşkün olma ve onları rızkın en dar kapısı olarak bil. Ama sana verildiği zaman reddetme. Davanın vecibeleri ile tamamen çatışmadığı müddetçe bu vazifelerden ayrılma.
   
Güzellik, sağlamlık, hilesizlik ve söze sadakat hususlarında vazifeni eksiksiz ifa etmeye çok düşkün ol...
   
Başkalarında olan hakkını iyilikle almaya çalış üzerinde olanı da eksiksiz iade et... Durumun müsait olunca borçlarını kesinlikle erteleme.
   
Gaye ne olursa olsun kumarın her türlüsünden uzaklaş. Ardında aciz bir kör olsada haram kazançdan sakın...
   
Bütün muamelelerinde faizden kaçın ve kendini bu mikroptan temizle
   
İslamın iktisadi müesseselerini ve mamullerini teşvik etmek suretiyle islamın genel servetine hizmette bulun. Durum ne olursa olsun, bir kuruşunun dahi müslüman olmayanların eline geçmemesine çalış.
   
Malının bir kısmı ile davaya katıl, üzerine farz olan zekatını cemaate ver. Gelirin ne kadar az olursa olsun, ondan fakir ve yoksullara bir hak ayır...
   
Az da olsa malının bir kısmını beklenmedik hadiseler için ayır ve katiyyen lüks eşyeye kapılma.
   
Hayatın bütün görüntülerinde elinden geldiği kadar islami örf ve adetleri yaşatmaya, yabancı adetleri yok etmeye çalış. Mesela selamlaşma, dil, tarih, kılık, kıyafet, ev eşyası, üzülme, sevinme... bütün bunlarda sünneti takib et.
   
Gayri islami bütün mahkeme ve hükümlerden, islami fikrinle çatışan klüp, gazete, okul ve kuruluşlardan tamamen ilişkini kes.
   
Her zaman Allahın murakabesinde olduğunu unutma, Ahreti hatırla ve ona hazırlık yap, Allahın rızasına ulaştıran suluki merhalelerini azim ve himmetle kat et... Nafile ibadetlerle ona yaklaş. Geceleyin namaz kılmak, en azından ayda üçgün oruç tutmak, kalbi ve lisani zikri çokça yapmak ve çeşitli hallerde varid olan dualarla meşgul olmak bu kabildendir.
   
Taharetini güzelce yap ve devamlı abdestli bulunmaya çalış.
   
Namazını güzelce kıl, onu vaktinde eda et ve cemaat üzerinde ısrarla dur.
   
Ramazan orucunu tut gücün yetiyorsa haccını eda et, yetmiyorsa ona hazırlan...
   
Devamlı kalbinde cihad etme niyetini ve şehid olma sevgisini taşı, gicin yettiğince bunlara hazırlan.
   
Durmadan tevbe istiğfar et. Küçük büyük tüm günahlardan sakın. Uykudan evvelki bir müddeti nefsini muhasebeye ayır. Zamanını değerlendir. Çünkü vakit hayattır. Boşa vakit geçirme. Şüpheli şeylerden kaçın ki harama düşmeyesin...
   Nefsinle şiddetli bir şekilde mucadele et ki, onun yularını ele alasın; gözünü haramdan ayır.    
Duygularına hakim ol.. İç güdülerine karşı mukavemetli ol. Onu daima helale ve güzele yönelt. Onunla haram arasında engel ol...
   
İçki, sarhoş edici ve gevşeklik verici maddelerden ve bu kabilden olan her şeyden tamamen sakın...
   
Kötü arkadaşlardan, bozguncu dostlardan ve fısk-u fucur yerlerinden uzaklaş.
   
Eğlence yerlerine yaklaşmak şöyle dursun, onlara karşı bir savaşa girişmelisin. bütün konfor ve rehavet görüntülerinden uzaklaş.
   
Mensub bulunduğun ketibenin mensublarını iyice tanı ve kendini tanıt. Sevgi, takdir, yardım ve tercih gibi kardeşlik haklarını mükemmel bir şekilde yerine getir ve onların toplantılarına katıl. Kahir bir özrün ol madıkça toplantılarından geri kalma Muamelelerinde devamlı onları kendine tercih et...
   
Özellikle emredildiğin zaman bağlantılı olduğun ve düşüncene yararı olmayan tüm kuruluşlardan ilişkini kes.
   
Her yerde davanı yaymaya çalış, Önderlik senin her hallerine vakıf olmalıdır. Önderliği direkt etkileyen bir işi danışmadan yapma...
   
Sürekli cemaatle ruhen ve amelen bağlantılı ol ve kendini daima kışlasında emir bekleyen bir asker gibi kabul et.
   
Ey sadık kardeş...!
   
İşte senin davanın bir hulasası ve düşüncenin bir özeti. Tüm bu prensibleri beş cümlede toplayabilirsin. Gayemiz Allah, önderimiz rasulullah, anayasamız kuran, yolumuz cihad, en büyük arzumuz Allah yolunda şehit olmaktır.
   
Bunların görüntülerini de beş kelimede toplaya bilirsin: Basitlik, okumak, namaz, askerlik ve ahlak... Ey kardeşim! Bu prensiplere şiddetle yapış. Aksi takdirde oturanların safında tembellere ve avunanlara geniş yer vardır. Öyle inanmalısın ki, bunlarla amel edip, bunları hayatının emeli ve gayelerinin gayesi yaparsan senin mükafatın, dünyada izzet ve ahrette hayır ve Allahın rızasıdır. Bu durumda sen bizden biz de sendeniz... Şayet bu prensiblerden yüz çevirir, onlarla amel etmezsen bizimle senin aranda hiç bir ilişki yoktur. En güçlü makamların başına geçmiş olsan veya en kaba ünvanları taşısan ve aramızda en büyük görüntülerle görünsen de oturduğun için Allah seni şiddetli bir hesaba çekecektir. Öyleyse kendine bir yol seç... Allahtan bize de sana da hidayet ve tevfik dileriz.
   
"Ey iman edenler, size, sizi acı azabtan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi?
   
Allahın rasulüne iman ederseniz
   
Mallarınız ve canlarınızla fisebilillah cihad edersiniz. Eğer bilirseniz sizin için en iyisi budur.
   
Sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere adn cennetlerindeki hoş konutlara koyar. İşte büyük kurtuluş budur.
   
Seveceğiniz bir şey daha var: Allahtan yardım ve yakın bir fetih.... Müminleri müjdele.
   
Ey iman edenler! Allahın yardımcıları olun. Nitekim Meryemoğlu İsa da havarilerine: "Allaha davette benim yardımcılarım kimdir?" demiş Havariler de:"Allahın yardımcıları biziz" demişlerdi... İsrailoğullarından bir zümre inandı, bir zumre inandı bir zümre inanmadı. Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik, onlar üstün geldiler (Saff:10-14)
Allahın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun...

    - Bu yazı çeşitli kaynaklardan derlenmiştir.

http://sohbethane.com.tr

EY OĞUL

 Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
   
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a; iyi akıbet O'ndan sakınanlara; salât ve selâm O'nun Peygamberi Muhammed'e ve bütün âline olsun!

   BU KİTABIN YAZILMASININ SEBEBİ

   Ey okuyucu! Bilmiş ol ki Şeyh İmam Zey-nü'd-Din, Hüccetü'l-İslâm 1 Ebu Hâmid b. Mu-hammed el-Gazâlî'nin, (Allah rahmet eylesin) önde gelen talebelerinden birisi, yıllarca onun hizmetine devam etmiş, ilimleri en ince noktasına varıncaya kadar öğrenmiş, ruhî ve ahlâkî faziletlerini geliştirerek kendisini olgunlaştırmıştı. Günün birinde kendi kendine düşünürken aklına şöyle bir fikir geldi ve dedi ki:
   
- Şimdiye kadar çeşitli ilimler okudum, gençliğim bunları öğrenmek ve toplamakla geçti. Şimdi bu bilgilerden hangilerinin yarın öldüğümde âhirette bana faydalı ve kabrimde yardımcı olacağım bilmem lâzım ki, lüzumsuz olanları terkedeyim. Nitekim Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle dua etmişti:
   "Allahım! Faydasız ilimlerden Sana sığını-rım."
   Bu düşünce, talebenin kafasını devamlı olarak meşgul etti. Sonunda bu düşüncesini Şeyh    Hüccetü'l-İslâm Muhammed el Gazâli'ye (Allah rahmet eylesin) yazarak fikir danışmaya, bazı sualler sorup tavsiye ve hayır dua istemeye şevketti. Ona şunlan yazıp sordu:
   "Doğrusu, şeyhimin İhyâu Ulûmi'd-Din 2 adlı kitabında ve yazdığı diğer eserlerinde, sorduğum suallere cevap veriliyorsa da ben, şeyhimin isteklerime, yazıp vereceği cevapları    -Allah'ın izniyle- yaşadığım müddetçe yanımda taşıyacağım ve o sahifelerde yazılı olanlarla amel etmeyi arzu etmekteyim".
   Talebesinin arzusu üzerine Şeyh, bu risaleyi kaleme alarak ona gönderdi (Vallahu âlem = doğrusunu Allah bilir).

   FAYDASIZ BİLGİNİN ZARARLARI
   Ey sevgili ve aziz oğlum!
   Allah seni her zaman itaat eden kullarından ve sevdiği dostlarının yolundan yürüyenlerden eylesin.
   Bilmiş ol ki, Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemden rivayet edilenler en güzel nasihattir. Eğer sen şimdiye kadar ondan bir şeyler öğrendiysen benim öğüdüme ihtiyacın yok. Şayet ondan bir şey elde edemediysen söyle bana:
   - Şu geçip giden bunca senede ne kazandın,ne öğrendin?
   Ey oğul!
   Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sel-lemin ümmetine verdiği nasihatlardan birisi şu değerli sözüdür:
   "Allahü Teâlâ'nın kulundan yüz çevirdiğinin alâmeti, o kulun kendisine faydası olmayan, yararsız işierle uğraşmasıdır. Bir kişi yaratılışının sebebi olan zikir ve ibadetten başka bir işle ömrünün bir saatini geçirirse, "Ceza gününde" muhakkak ki, hüsrana uğramaya müstahaktır.    Kırk yaşını aşmış bir kimsenin hayrı şerrinden üstün değilse, o adam cehennem ateşine hazırlansın".
   Bu nasihatim, bilgili ve anlayışlı kimseye yeter.

   BİLDİĞİ İLE AMEL ETMEK
   Ey oğul!
   Nasihat etmek kolaydır. Mühim olan onu tutup gereğince amel etmektir. Bu ise çok zordur. Çünkü benlik ve nefis üstünlüğü olan kişilere nasihat acı gelir. Yasaklanan işler (menahî) ise onların kalblerine güzel ve cazip görünür.
   Bu sözlerimle, bilhassa suret ve şekil olarak ilim. isteyen kimseyi; şekle bağlı kalarak, vaktini nefsini tatmin ve dünya mevkilerini kazanmaya götüren yolları nazarî bir şekilde araştırmakla harcayan kişileri kastediyorum.
   Onlar, mücerret ve nazarî ilmin kendilerini kurtaracağını, bilgileriyle amel etmeye ihtiyaçları olmadıklarını zannederler ki, bu, filozofların inancıdır. (Subhanallah!). Allahü, Teâlâ'yı her türlü noksanlıklardan tenzih ederim. Bu gururlu ve aldanmış kişi bilmez mi ki, bildiği ile amel etmeyince bu bilgiler, aleyhlerinde delil olacaktır. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) bir hadîs-i şerifinde:
   "Kıyamet günü en şiddetli azaba çarpılacaklar Allah'ın, bilgilerinden kendilerini faydalandırmadığı âlimlerdir", buyurmuştur.
   Rivayet olunur ki, Cüneyd 3 (Allah rahmet eylesin) vefatından sonra rüyada görüldü ve ona şöyle soruldu:
   - Ey Ebü'l-Kasım, halin nasıldır, ne haber? Cüneyd bu soruya şöyle cevap verdi:
   - Dünyada sarf edilen o büyük büyük yaldızlı sözler fayda etmedi, kaybolup gitti. Faydasını gördüğüm, gece yarısı kıldığım birkaç re-kâtçık namazdır.
   
   Ey oğul!
   Amel bakımından iflas etmiş olma, hâl ilminden de geri kalma. Bil ki, sadece nazarî ilim sana yardım elini uzatmaz. Sana bir misal vereyim:
   Yanında on hind kılıcı ve diğer bazı silâhlar bulunan savaşçı, yiğit bir adama kırda bir arslan saldırsa, sanır mısın ki, elindeki bu silâhlan kullanmadan o yiğit adam kendini kurtarabilir? Pekâlâ bilirsin ki, adamın kurtuluşu, hareket ve silâhlan kullanmakla mümkündür, îşte bunun gibi bir kimse ilimden yüz bin mesele okumuş ve öğrenmiş olsa fakat öğrendikleri ile amel etmese ona bir faydası olmaz. O ancak bildikleri ile amel ederse bir fayda sağlayabilir. Onu ancak ameli kurtarabilir. Bunun diğer bir benzeri de şudur:
   Hastalığa yakalanan bir adamın ateşi yükselse ve sanlığa tutulsa, ilâcı da sekencebin ve keşkâp 4 olsa, hastanın iyileşebilmesi ancak bu ilâçları kullanmakla mümkün olacaktır.

   BEYT
      
"İki bin rıtl 5, şarap tartsan da
      İçmedikçe sarhoş olmazsın!" 6.

   Aslı:
   Ger meyi dü hezar rıtl hemi peymayi
   Ta mey ne hori ne başedet şeydayi

   İşte bunun gibi yüz sene ders okusan, bin tane kitap yazsan amel etmedikçe Allahü    Teâlâ'nın rahmetine hak kazanamazsın. Çünkü Allahü Te-âlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:
   "İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur". (Sûre: 53, âyet: 39)
   "Her kim Rabbine kavuşmak isterse yararlı işler işlesin..." (Sûre: 18, âyet: 110)
   "İman ederek yararlı işler (amâl-i saliha) is-leyenlerin konaklan cennet bahçeleri olacaktır.    Onlar orada ebedî kalırlar. Oradan çıkmak ve ayrılmak istemezler". (Sûre: 18, âyet: 107-108).
   "...yaptıklarının cezası (karşılığı) olarak..." (Sûre: 9, âyet: 95).
   "...Onlardan sonra öyle kötü bir nesil geldi ki, namazı bıraktılar, şehvetlerine uydular.    Bunlar da azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir. Ancak tevbe edip imana gelen ve yararlı işler işleyenler cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğramazlar". (Sûre: 19, âyet: 59-60).
   Ya şu hadis-i şerife ne dersin?
   "İslâm beş temel üzerine bina kılınmıştır: Allah'tan başka Tanrı olmadığına ve Muhammed'-in (s.a.v.) Allah'ın Resulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek; Ramazan orucunu tutmak, (mümkün olursa) hacca gitmek".

   İMAN ve AMEL
   İman: Dil ile ikrar, kalb ile tasdik ve erkâniyle amel etmektir. Amelin lüzumunu bildiren deliller sayılamayacak kadar çoktur. Her ne kadar kul, cennete Allahü Teâlâ'nın fazl ü keremi ile girecekse de, daha önce ona taat ve ibadetle hazırlanması lâzımdır. Nitekim Allahü Teâlâ:
   "Muhakkak ki Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara yakındır". (Sûre: 7, âyet: 56) buyurmuştur.    "İnsan yalnız iman etmekle de cennete girebilir" denilse, buna cevap olarak "evet" deriz.    Acaba ne zaman oraya erişir, o hedefe varmak için ne gibi engelleri aşması gerekmektedir?
Bu engellerin en başta geleni ve en mühim olanı iman geçididir. Acaba amelden soyulmuş olan, o çıplak iman, cennete kadar dayanabilir mi? Cennete vardığını kabul edelim, oranın müflis ve mahrum bir sakini olmaz mı? Hasan Bas-ri 7 hazretleri diyor ki: "Kıyamet gününde Allahü Teâlâ kullarına."
   - "Ey kullarını! Rahmetimle cennete girin ve cennetimin mertebelerini amelleriniz nisbe-tinde taksim edin" diyecektir. Ey oğul!
   Yararlı işler (amâl-i saliha) işlemedikçe mükâfatını alamazsın. Hikâye edilir ki:
   Beni İsrail'den bir kimse Allahü Teâlâ'ya yetmiş sene ibadet etti. Allahü Teâlâ onun bu kadar ibadet etmesine rağmen cennete girmeye lâyık olmadığını bildirmek üzere bir melek gönderdi. Melek o kula giderek bu kadar ibadet etmesine rağmen cennete girmeye layık olamadığını kendisine haber verdi. Bunun üzerine âbid:
   - Biz ibadet etmek üzere yaratıldık. Bizim muhakkak ibadet etmemiz lâzım. (O dilerse, cennete, dilerse cehenneme kor...) dedi.
   Bu cevabı alan melek Rabbinin huzuruna dönünce:
   - İlahî, Sen onun verdiği cevabı benden iyi bilirsin, dedi.
   Bunun üzerine Allahü Teâlâ:
   - O kulum madem ki, ibadetten vazgeçmedi, Biz de keremimizle ondan vazgeçmeyiz. Ey meleklerim, şahit olun, Ben de onu muhakkak affettim, buyurdu.

   NEFİS MUHASEBESİ
   Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "(Kıyamet gününde) hesaba çekilmeden (dünyada), kendi muhasebenizi yapın, (amelleriniz orada) tartılmadan önce siz onları tartın".
Hazreti Ali radıyallahu anh, "Çalışmadan (cennete) gireceğini sanan kimse boş ümide kapılmıştır. Yalnız kendi gayret ve çalışmasiyle cennete gireceğini zanneden de kendine çok güvenen kimsedir", buyuruyor.
   Hasan Basri hazretleri, "Amelsiz cennete girmeyi istemek, günahlardan bir günahtır" buyurdu. Yine Hasan Basri buyuruyor:
   "Hakikate ermenin alâmeti, karşılığını beklemeden yararlı işler yapmaya devam etmektir".
   Resûlullah (s.a.v.), "Akıllı insan, nefsini ıslah edip ölümden sonrası için çalışan kimsedir. Ahmak da, nefsine uyup Allahü Teâlâ'ya karşı boş yere ümit bağlayandır" diye buyurmuştur.
   Ey oğul!
   Öğrenmek için kitapları tekrar tekrar okuyup mütalâa ederek birçok geceler uykusuz kaldın; uykuyu kendine zehir ettin. Buna sebep olanın ne olduğunu bilmiyorum. Şayet gayen dünyalık elde etmek, onun nimetlerini toplamak, mevki ve rütbelerini kazanmak ile arkadaşların arasında üstünlük ve benlik taslamaksa, vay haline!.. Yazıklar olsun sana!.. Yok, böyle değil de, maksadın Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şeriatini ihya etmek, ahlâkını güzelleştirmek, fenalığı emreden nefsine hâkim olmak idiyse, ne mutlu sana, müjdeler olsun sana!..
   Şu şiiri söyleyen ne güzel söylemiş:

   BEYT
   Yazık senden başka birini görmek için uykusuz kalan gözlere,
   Yazık senden başkası için dökülen o gözyaşlarına.

   Ey oğul!
   İstediğin kadar yaşa, nasıl olsa bir gün öleceksin; dilediğini sev, nasıl olsa bir gün ayrılacaksın; istediğini yap, nasıl olsa bir gün hesabını vereceksin.

   Ey oğul!
   Sarf, nahv, aruz, şiir, kelâm, astronomi, belagat, mantık, tıb gibi ilimleri okumakla Allahü Teâlâ'nın sana ibadet edesin diye vermiş olduğu ömrü boşa harcamış olmaktan başka eline ne geçti? 8.
   Hazreti İsa aleyhisselâmın İncil'inde şöyle bir ibareye rastladım:
   Bir ölünün tabuta konulduğu saatten, kabrin kenarına getirildiği âna kadar, Allahü Teâlâ azametiyle o ölüden kırk sual sorar:
   Bu sorulardan biri de şudur:
   "Ey kulum! Halkın gözüne güzel görünmek için senelerce yüzünü yıkayıp temizledin. Benim baktığım kalbini bir kerecik olsun temizleyip hoş görünmedin". Halbuki Allahü Teâlâ her gün senin kalbine bakar ve der ki:
   - Benim nimetlerimle bolluk içinde yaşarken, başkaları için çalışıyorsun. Şunu iyi bil ki, sen, bu hitabı işitmezsin, çünkü sağırsın.
   
   Ey oğul!
   İlimsiz amel olmayacağı gibi, amelsiz ilim de bir deliliktir. Bilmiş ol ki, bugün seni günahlardan uzaklaştırmayan, ibadete yaklaştırmayan ilim, yarın da cehennem ateşinden uzaklaştırmayacaktır. Bugün hazır fırsat elindeyken ilminle amel etmez, geçmiş günleri de telafiye çalışmazsan yarın kıyamet gününde:
   
"Ey Rabbimiz, bizi dünyaya geri gönder de iyi amel işleyelim", (Sûre: 32, âyet: 12) diyenlerden olursun. O zaman da sana cevap olarak denir ki:
   
- Ey ahmak! Sen oradan geliyorsun!

   
Ey oğul!
   
Maksadın, ruhunu olgunlaştırmaya, nefsine hâkim olmaya, bedenini de ölüme hazırlamaya gayret etmek olmalıdır. Çünkü son durağın kabir olacaktır. Kabirdekiler, "Ne zaman geleceksin?" diye beklemektedirler. Sakın oraya azıksız gideyim deme! Hazreti Ebu Bekri's-Sıddık (Allah ondan razı olsun):
   
- Bu bedenler ya bir kuş kafesidir, yahut bir hayvan ahırıdır, diyor.
   
Kendi kendine biraz olsun düşün. Acaba sen bunların hangisindensin?
   
Şayet yükseklerden uçan bir kuş isen, "Ey nefis! Rabbine dön" ilahî hitabı duyunca, cennetin burçlarının yüceliklerine erişinceye kadar kanat çırpıp uçacaksın. Hazreti Resûl'ün (s.a.v.);
   
"Sa'd bin Muaz'ın 9 ölümünden Arşü'r-Rahman sarsıldı" buyurduğu gibi.
   
Allah korusun, bunun aksine şayet hayvanlar zümresinden isen Allahü Teâlâ'nın, "Onlar hayvanlar gibidir. Belki sapıklıkta onlardan daha aşağıdırlar". (Sûre: 7, âyet: 179) buyurduğu gibi dünyadan ayrılınca, doğru cehennemin kızgın ateşini boylamayacağını temin edebilir misin?
   
Rivayet edilir ki, Hasan Basri hazretlerine bir bardak soğuk su verilmişti. Bardağı eline alır almaz bayıldı, bardak da yere düşüp kırıldı. Bir yudum su içmek nasip olmadı. Ay ilip kendine gelince şöyle sordular:
   
- Ey Ebu Said, ne oldu sana?
   
Ebu Said:
   
- Cehennem halkının cennet ehline, "Ey cennettekiler! Allah'ın size verdiği sudan ve rı-zıklardan bize de akıtın" diye ümid edip isteyeceklerini hatırladım da bundan ötürü bayıldım, diye cevap verdi.
   Amelsiz ilim sana yetse, iyi işler yapmak gerekmeseydi, Allahü Teâlâ'nın, "Benden bir şey isteyen var nü, af dileyen var mı, tevbe eden var mı, istiğfar eden var mı?" çağrısı boşa gider ve lüzumsuz olurdu.

    ____________
   
1 Zeynü'd-Din, dinin ziyneti; Hüccetü'l-îslâm, İslâm'ın delili. Bunlar İmam Gazâli'nin lakâblarıdır.

    2 İhyâ-u Ulûmi'd-Din, 4 cilt halinde Bedir Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.

    3 Cüneyd (Ebû'l-Kasım): Iraklı tanınmış mutasavvıf (ÖL: 910 M.).

    4 Sekencebin ve keşkâp: Ortaçağ tıbbının ilaçlarından.
    5 Rıtl: O devre ait sıvı ölçeği.
    6 Muhammed Emin el-Kürdî'nin Farsça beytinin tercümesidir.

    7 Hasan Basri: Hicretin ilk yarısında yaşamış büyük kelâm âlimi ve mutasavvıf.
    8 îmam Gazali burada, ömürlerini sadece dünya ilimlerini öğrenmek için harcayan ve Allah'ı unutan kimseleri kastediyor.
    9 Sa'd b. Muaz: Peygamber efendimizin sahabelerinin ileri gelenlerindendir. Hendek muharebesinde aldığı yaralardan öldü.

http://sohbethane.com.tr

ABDULKERIM CİYLÎ HAZRETLERİNİN MÜHİM TAVSİYELERİ

  Din Allah için nasihattir. Kendim bunlara inanarak yapmağa çalışıyorum. Eğer necata ermek, kalbini ve bedenini rahat ettirmek istiyorsan sana da aynı şeyi tavsiye ediyorum.

   Birinci Tavsiye:

   Kardeşim, Allah seni rahmeti içine alsın. Birçok uzak memleketlere seferler yaptım. Çeşit çeşit insanlarla muaşerette bulundum. Kendilerinin kâmil sûfîlerden olduğu iddiasında bulunup, onlara mensub olduklarını söyleyip, sureta onlardan göründüğü halde Allah'a îmân etmeyen, âhiret gününe inanmayan, kendini dînî mükellefiyetlerle yükümlü .saymayan kimselerden daha kötü, daha çirkin kimseler görmedim. Bunların, Cenab-ı Hakk'a, Rasûlullah'a ve âhiret gününe imanları, dînî mükellefiyetlerle peygamberlerin hallerine sebatla bağlılıkları yoktur. Bunların içinde bazı keşiflere nail olanların ise ne kadar zararlı olacaklarını düşün!
Azerbeycan, Şirvan, Ciylan ve Horasan beldelerinde bunların azgınlıklarının pek çoğunu gördük. Allah bunların hepsine lanet etsin. Allah'dan kork ey kardeşim Allah'dan kork da bunlardan birinin bile bulunduğu beldelerde oturma. Allah'ın, "Bir fitneden sakının ki geldiği vakit sizden sadece zulmedenlere dokunmakla kalmaz. Bilin ki Allah cezası çok şiddetli olandır!" (Enfal/25) buyurduğunu bilmiyor musun?
   
Onlarla görüşmemek, onlarla komşu olmamak senin için kolay değilse, onlarla düşüp-kalktığın, onların içinde bulunduğun takdirde başına neler geleceğini biliyor musun? Eğer nasihata kulak vermezsen sana diyecek sözüm yoktur.
Doğru yola kavuşturan ancak Allah'dır.

   İkinci Tavsiye:

   Kardeşim, müslümanların fakihleri ile şeriat ve tarikat konusunda mücadele etme. Onlar da hak ehlidirler. Zahir sınırında kalmışlardır. Çünkü onların istidadı sadece zahirle meşgul olacak kadardır. Şayed mecbur kalır da münâkaşa edersen, "onlarla en güzel şekilde mücâdele et! Şüphesiz ki rabbin, yolundan sapanları da en iyi bilen, doğru yolda olanları da en iyi bilendir!" (Nahl/125) âyetine göre mücâdele et.

   Üçüncü Tavsiye:

   Hadis ehlinin itikadına uymaya çalış. Onlardan olmaya gayret göster. Peygamberlerin vârisleri ancak onlardır. Kelâmcıların taklidcisi olmaktan sakın. Onlar şeytanın elinde oyuncaktırlar. Ehl-i kıbleyi tekfir etme. Haklarında iyi konuş.

   Dördüncü Tavsiye:

   Te'vilden sakın. Çünük te'vil ilhad ve zındıka çıkmazıdır. Şayed ehl-i işaretin usûlü üzere bir te'vil yaparsan, lafzın zahirî mânâsını değiştirme. Lafzın zahiri manasını nefyeden küfre düşmüş olur. Müteşâbihat konusunda İmam Mâlik'in tutumunu örnek al. Ona müteşabihattan olan "istiva" (Taha/5) konusu sorulduğunda: "İstiva malum, keyfiyeti, yani nasıl olduğu meçhul, ona iman vâcib, onu sormak bid'attır ve fitne doğurur. Sakın, sırf fitne çıkarmak ve te'vile sapmak için Kur'an'ın müteşabihatıyla meşgul olanlardan olma! Çünkü "onların te'vilini ancak Allah bilir." (Al-i İmran/7) diye inananlarla beraber ol. Bu tavsiyeye karşı gelme. Yoksa kalblerinde dalâlet nüvesi bulunanlardan olursun. Eğer müteşâbihatla uğraşmakta ısrar edersen her an başına belâ gelebilir. Ayağın kayıp hüsrana uğrayabilirsin. Allah'a daima "Ey Rabbımız! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi saptırma! Bize tarafından bir rahmet ver. Çünkü sen karşılık beklemeden verensin!" (Al-i İmran/8) diye dua et.

   Beşinci Tavsiye:

   Âdabına göre bir müddet uzlet et. Zamanın durumunu ve ihvanını iyi tanı. Onlara lâyık oldukları şekilde muamele et. Halk ile çok düşüp kalkma. Yalnızlığı ganimet bil. Allah'dan gelecek füyuzata kendini arzeylemek, her an onu gözetlemek suretiyle bütün uzuvlarını lüzumsuz işlerden muhafaza et. Çünkü Allah'ın sana her gün nazarı vardır. O teveccühü gözet, ehl-i dünya arasına karışma. Onlardan yüz çevir. Onlara kırıcı olmayan, güzel, idare yollu sözler söyleyerek kendini onlardan uzak tut. Muhasebeye çekilmeden evvel kendini kendin sorguya çek. Büyük ceza gününden önce onu layık olduğu kadar cezalandır. Lezzetleri gideren ölüm gelmeden önce kendi ihtiyarınla öl ki ölüm geldiği zaman dirilesin.

   
Altıncı Tavsiye:
   
Allah'ın haklarına riayet et. Allah da sana riayet eder. Her an Allah'dan kork. Onu her an önünde bulursun. Sıkıntılı zamanlarında Allah'ı nasıl hatırlıyorsan, rahatlık zamanında da Allah'ı unutma. Marifetullah'a ermeğe çalış. Yani Allah'ı tanımağa çabala. Tek muradın Allah olsun. Yardım isterken ancak Allah'dan yardım iste. Dünyada başına ne gelecekse hepsi hakkında kalem kurumuştur. Eğer bütün insanlar Allah'ın senin için yazmadığı bir şeyle sana fayda vermek için bir araya gelseler buna güç yetiremezler. Aynı şekilde sana zarar vermek için bütün insanlar bir araya gelseler, Allah o zararı senin için yazmamışsa yine sana zarar veremezler. Eğer yakinen sadakate ermek, her yaptığını sâdıklara mahsus kalbî yakınlıkla yapmaya gücün yetiyorsa derhal yap. Eğer bunu yapamıyorsan istemediğin sabırda senin için rahatlık vardır. Bil ki Allah'ın yardımı sabırladır.
   
Ferahlık sıkıntıdan sonra gelir. Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır.
   Yapmak isteyenlere bu kadar tavsiye yeter. Şüphesiz ki Allah dilediğini hidayete erdiren, dilediğini dalâlete düşüren ve dilediğini mutlaka yapandır.

   - Bu yazı Muhammed b. Abdullah el-Hânî'nin ADABisimli kitabından derlenmiştir. Yayınevi: Erkam

http://sohbethane.com.tr

MEVLNA HALİD BAĞDADİ HAZRETLERİNİN VASİYYETİ

  "Sana Allah'dan korkmayı, O'na itaat etmeyi, insanlara eza vermemeyi tavsiye ederim. Buna özellikle Haremeyn-i şerifeynde dikkat edesin. Herkes seni gıybet etse bile sen kimseyi gıybet etme. Nefsin için kimseden dünya malı alma. Ancak şerefinin müsaade ettiğini al. Onu da hayır yolunda sarfet. Mü'min kardeşlerin aç iken, yoksul iken onu nefsinin arzuları için harcama. Kimseyi hor görme. Kendini kimseden üstün görme. Kalbî ve bedenî ibadetlere yönel. Ömrünü bu şekilde geçir. Niyet, ibadetlerin ruhu olması sebebiyle bu hususta çok kusur ettiğin için şimdiye kadar hiçbir hayırlı iş yapmadım diye kabul et. Çünkü ihlâs olmadan niyet sahih olmaz. Senin büyüğünde ihlâs olmazsa sende de olmayacağı aşikardır. Vallahi ben dünyaya ayak bastığım günden beri hayırlı bir amel işlemedim. Sen beni kendinden hayırlı zannediyorsun. Her hayırda kendini iflas etmiş saymamak cehaletin son haddidir.    Kendini iflas etmiş kabul ettiğin vakit artık ümid kesme. Çünkü Allah Teâlâ'nın fazi u ihsanı bir kulun ins ü cinnin ibâdetini yapmasından hayırlıdır. Âyet-i kerimede: "Ancak Allah'ın fazlı ve rahmetiyle, işte bununla sevinsinler. Bu, onların topladıkları şeylerden hayırlıdır" buyurulmuştur.
   
İbn-i Abbas radıyallahu anhüma "topladıkları" mânâsına gelen kelimeyi "kazandıkları" şeklinde tefsir etti.
   
Akılları şeytanın elinde oyuncak olan kimseler gibi, Allah'ın rahmeti, sizleri ibadeti terketmeye sevketmesin.
   
Kalb zikrine devam et. Yolda giderken de olsa onu bırakma. Her işinde Allah'ın kuvvet ve kudretine sığın. Sâdât-ı kiram hazarâtının rûhâniyetlerin -den istimdad et. Âlimlere ve Kur'ân hafızlarına hürmet et. Gücün yettiği kadar Kur'an okumakla meşgul ol. En fazla fıkıh ilmiyle meşgul ol. Kalb huzurun bu işle kesilmesin. Eğer birini diğerine perde yaparsan meşreb darlığı içindesin demektir.
   Hükümet adamlarının işlerine karışma. Senden kendileri için istemişler bile olsa yine ihtiyatlı ol. Müslümanların başındaki adamlar ve yardımcıları için iyilklerine ve ıslah olmalarına dua et. Allah'a, müslümanların kâfirlere ve bid'atçılara galib gelmesi için dua et. Kendini terket.    
Hayra bütün gücünü sarfet. Mevcudlarla kanaat et. Makam-ı Mahmud sahibinin sünnetine sımsıkı sarıl. Allah'ın ebedler boyu salat ü selamı O'ha, âl ü ashabına olsun. Hamd, âlemlerin rabbı Allah'a mahsusdur.
   
Nafile namazlardan teheccüd, işrak, kuşluk ve evvabin namazlarına devam et. Daima abdestli gez.
   
DUA
   
Ey rabbım! Ey daima diri olan ve kâinatı ayakta tutan! Ey semâları ve arzı bütün güzellikleriyle yaratan! Ey celâl ve ikram sahibi Allah! Bizi, sana lâyık bir ibadete muvaffak eyle! Bizi istikametten ayırma! Sâdât-ı kiram hazarâtının zahirî ve bâtınî amelleriyle bizi faydalandır. Dünya ve ahirette onların şefaatlerinden bizi mahrum eyleme. Bizi onlarla ve sâdık ihvanımızla haşreyle. Onların tarikat ve muhabbetinde bizi sabit kıl. Onların siretlerinden bizi ayırma.
   
Allah'ım, senden, kalbimi daima hidayette kılacak, perişanlığımı toplayacak, dînî hayatımı ıslah edecek, kaybettiğimi tekrar kazandıracak, şu anımı değerlendirecek, amelimi tertemiz kılacak, yüzümü ağartacak, beni rüşde erdirecek, her türlü kötülükten kurtaracak rahmetini istiyorum.
   
Allah'ım, bana sâdık îman nasib et. Beni bir yakîne erdir ki küfürden korunmuş kıl. Bir rahmet verip dünya ve ahirette aziz et.
   
Allah'ım, kaza anında kurtuluş ver. Şehidler menziline erdir. Saidlerin hayatını bildir. Düşmanlarımıza karşı bize yardım et. Peygamberlerini imdada gönder.
   
Allah'ım, hacetimi sana söylerim. Görüşüm ne kadar kusurludur. Rahmetine olan ihtiyacım sonsuzdur. Ey bütün işleri çekip çeviren! Ey sâdıklara şifa veren! Ey azgın denizlerin dalgalarında boğulmak üzere olan zayıf kullarını selamete çıkaran rabbım! Beni cehennem azabından koru. Kıyamette ah u efgan ettirme! Kabir azabından muhafaza eyle.
   
Allah'ım, hatalarımı görüşlerimin kusuruna, takatimin azlığına, niyetimin çürüklüğüne, kuruntumun bana ağır basmasına bağışla. Aczimi itiraf ederek senin rahmetine sığınıyorum.
Allah'ım, bizi hidayete erdir. İnsanların hidayete ermesine bizi vesile kıl. Bizi saptırma. İnsanların sapmalarına bizi vesile kılma. Düşmanlarına karşı harbederken bizi muzaffer eyle.
   
Dostlarınla dost eyle. Sevdiklerini sevdir, düşmanlarına düşmanlık ettir. Sana karşı gelenle cihad edelim.
   
Allah'ım, kusurlarımızla beraber bu kadar dua edebildik. Sen kabul eyle. Kuvvet ve kudretimiz ancak seninledir. Kopmayan ipin sahibi sensin. Ceza gününün dehşetinden sana sığmıyorum. Senin cennetini ümid ediyorum. Sözlerine sâdık olan mukarrebunla bana rahmet etmeni diliyorum. Kullarına merhamet eden, onları seven ancak sensin. Sen dilediğini yaparsın.
   
Allah'ım, kalbimi nurlandır. Kulağımı nurlandır. Gözümü nurlandır. Saçımı nurlandır. Yüzümü nurlandır. Etimi, kanımı, kemiklerimi, önümü, arkamı, sağımı, solumu, altımı, üstümü nurlandır. Nurumu artır. Beni nur eyle.
   
Allah'ım, müslümanlara yardım et. Hak sözün söylenip dinin kuvvetlenmesi için bize kuvvet ver. Senin huzurunda başını secdeye koyan mü'min kullarına devlet ihsan edip askerlerini muzaffer et. İki cihanda aziz et! Amin.

   - Bu yazı Muhammed b. Abdullah el-Hânî'nin ADABisimli kitabından derlenmiştir. Yayınevi: Erkam

http://sohbethane.com.tr